Ben mutluyken yazamıyorum bunu fark ettim. Günlük yazarken de öyle. mutluyum yazıp noktalayasım geliyor. Ama blog yazmayı özledim,şimdi bir şeylerden bahsedeceğim
Öncelikle, hayatımla alakalı her şey çok güzel gidiyor. Staj yapacağım yeri buldum. Galiba bir sorun çıkmayacak. Net olmayan şeyler çok yorucu değil mi? nefret ediyorum böyle.
Sonra, kitap okuyorum onlardan bahsedeyim Ahmet Hamdi Tanpınar'ın saatleri ayarlama enstitüsü. Uzun süredir aklımdaydı, nihayet okumaya başladım. Başlangıçta kitap gitmiyor gibi geldi alışamadım, ama sonraki bölümler bir anda düştüm kitabın içine. Üvey annesinin adamı beklerken yaptığı reçelleri anlatıyordu. Zamanın geçtiğini anlatmanın ne naif bir yolu. Çok hoşuma gitti. bir de Didem Madak'ın şiiri geldi aklıma. ^Bazen sevinince annem gibi, Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına^
öyle işte. Kafka'nın Milena'ya mektuplarını okuyordum. yarım kaldı gibi. Kafka beni sadece üzdü. neden bu kadar hassas. Bu insanların kişiliği mi yoksa kendilerini eğitebilirler mi bilmiyorum. Bu kötü bir şey mi onu da bilmiyorum. Ama beni üzüyor böyle insanlar. Fanuslarda falan saklamak lazım.
aaa
antoine de saint exupery'nin insanların dünyası kitabını okudumm. Harikaydı.eğer benim gibi küçük prens seviyorsanız kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Yazarın hangi psikolojiyle yazdığını anlamak adına müthiş bir deneyimdi. Biyografi ve minik minik bölümlerden oluşuyor. Kitap fuarından almıştım böyle bir kitabın varlığından habersiz, heyecanla. çok güzeldi . küçük prens sevmiyorsanız bile okuyun lütfen.
Aylak Adam'ı okudum bir de ondan bahsedeyim. *spoiler* Sonunda keşke Oğuz Atay'ın beyaz mantolu adam hikayesindeki gibi denize yürüseydi. Eserler arasında tarih farkı da var biliyorum ama sonunun bir yere bağlanmasını gerçekten isterdim. şimdi durup durup aklıma eserdeki adam gelecek.
*
evet bunlardan bahsetmek istedim öyle. Sing street izledik, harika bir filmdi.Vakit bulursanız izlemenizi tavsiye ederim. Filmden güzel bir şarkı koyayım alta.
iyi pazarlarr
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder